Türk Atlı Okçuluğu – Hilmi Arıç

Hilmi Arıç – 31 Ağustos 2009 Pazartesi

Tarihçe

Sivas Atlı Spor ve Cirit Kulübü başkanı Mustafa Yazıcı

Türklerin asırlar boyu diğer milletler içinde en büyük alamet-i farikaları at üstünde ok atabilen süvarilere sahip olmaları olmuştur. Mete “ok atan milletleri” toplayarak muazzam bir devlet kurmuştu. Hunlar Avrupa’ya geçtiklerinde o zamana kadar üstün teknikleri ve yerleşmiş medeniyetleriyle gittikleri her yeri zapt etmiş olan Roma’ya galip gelmişlerdi. Atlı okçuluk kabiliyetleri sayesinde Türkler hem geniş sahalara hakim olmuş hem de aranan paralı askerler haline gelmişlerdi. Fars Kisrası Mazdek isyanı karşısında Akhunlardan otuz bin süvarinin desteğini almıştı.

Bizans ve Abbasi Halifeliği aralarındaki mücadelenin kızıştığı dönemde özellikle Türk süvarilerini ordularına katmanın yolunu aramışlardır. Abbasîler Türk askerler için Bağdat’ın kuzeyinde Samarra şehrini inşa etmişlerdi.

Yüzlerce yıl Türk süvarilerinin bu kadar aranmasının temel sebebi dört nala sürdükleri atlarının üzerinde kuvvetli ve süratli yaylarıyla düşmana ok yağdırabilmeleriydi. Diğer Asya milletleri de Türklerin bu kabiliyetini kısa sürede kavramaya başladılar asırlarca aynı coğrafyayı ve aynı destanları paylaştıkları Farslar bunların başında gelir.

Türkler Anadolu’ya geldiğinde İslam dünyasını yeni bir tehlike tehdit ediyordu. Haçlılar kalabalık ordularla İslam coğrafyasına geldiklerinde Anadolu Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan tarafından karşılanmışlardı. Vur kaç harbiyle yıpratılan haçlı orduları için Anadolu cehennem gibi bir hal almıştı. O dönem haçlıların yazdıkları kronikler Selçuklu süvarisinin atlarıyla ve yaylarıyla nasıl bir bütünlük sağladıklarını ve kendilerine nasıl bir korku saldığını anlatır. Osmanlılar da Balkanlara geçerken aynı askerî tecrübeyi devam ettirmişlerdi.

Osmanlının büyümesi bir taraftan da ateşli silahların gelişmesiyle yavaşlamıştır. Zira hücum kuvvetinin ağırlıklı kısmı at üstünde ok atan timarlı sipahilerden oluşuyordu. Topların ve tüfeklerin daha etkili hale gelmesiyle süvariler daha büyük ve kolay vurulan hedefler haline gelmeye başladılar. Atlarının durdurulması Osmanlının da durması demekti…

Türk Atlı Okçuluk Tekniği

Atlı okçulukta olması gereken şartları; keman (yay), kemankeş (okçu), zihgir (okçu yüzüğü), ok ve at olarak sıralayabiliriz. İyi bir atış için hepsinin aranan evsafta olması gerekmektedir.

Yay, kısa ve süratli olmalıdır. Ki bunda ideali Türk yayıdır. Türk yayı mürekkep tabir ettiğimiz ahşap, boynuz ve sinirden mamul, kısa ama kuvvetli yaylardır. Dış bükümlü yapısı sayesinde de oldukça süratlidir.

Okçu, öncelikle yerde gereken idmanı yapıp yayı rahatlıkla kullanır hale gelmelidir. Hedefi insiyakî olarak yani nişan almadan vuracak hale gelmelidir. Ayrıca atına bindiğinde istediği manevrayı dizgini en az kullanarak yaptırabilmelidir. Atla ve yayla herhangi bir sıkıntısı kalmamışsa ancak o zaman at üstünde ok atmaya başlanabilir.

Zihgir, parmağa tam uyum sağlamalı. Ne fazla bol olup dönme yapmalı nede dar olup kirişe parmağı sıkıştırmalı. Zihgirin kibar olması, at üstünde ani olarak yapılması gereken hamlelerde doğabilecek sıkıntıları bertaraf eder. Zihgir atlı okçuluğun birinci şartıdır. Zira bu şekilde çekiş at üstünde istenilen herhangi bir vaziyette oku sabitlemeyi sağlar.

  

Kabak atışı yapan atlı okçularımız

Okun yaya uyumlu olması hedefi tutturmanın temel şartıdır. İsabetli atışlardan başka elde oluşabilecek şak gibi yaralanmalara da yaya uyumlu olarak kullanılan oklarla telafi etmek mümkündür.

At, binicisine itaatkar olmalıdır. Sesli komutlara alışmalı ve sesle hızlandırılabilmelidir. Ayrıca uylukla yön verilebilmelidir. Böylelikle hedefe giderken az da olsa dizgin kullanmadan ata yön verme imkanı doğar. Üzerinde ok atılacak atın ayaklarında da herhangi bir arıza olmamalıdır. Zira ayağında sakatlığı olan at ok atma esnasında dizginler bırakıldığında yıkılma tehlikesi yaşayabilir. Eyer takımı da binicinin emniyetini sağlamalı kaşları muhkem olmalıdır. Üzengiler geniş tabanlı olmalıdır. Ayrıca eyerde çift kolan olması tercih edilmelidir. Sinbend eyerin geriye kaymasına mani olduğu için dönmeye de mani olur.

Temel ok atma tekniği yerde neyse at üstünde de odur. Yalnız dizginin ucundan bağlanacak bir kaytanı serçe parmağa takmak oku atar atmaz dizginleri tekrar toplamayı sağladığı için tercih edilir.

Türk okçuluğu at üstünde şekillendiği için tirkeş belde sağda, sadak yine belde solda yer alır. Bunun gibi süvarinin ekseri techizatı belinde bulunur. Oklar tirkeşten alınamayacaksa sağ elin parmakları arasına iki-üç kadar ok alınır ve o şekilde seri atış yapılır.

Günümüzde Türk Atlı Okçuluğu

Sami Genel

Çok uzun bir kesintiden sonra Türk yayı replikasıyla tekniğine uygun ilk atış çalışmalarına başlamama www.kemankes.com adresinden tanıştığım dostlarımız vesile oldu. İlk teknik bilgileri Metin Orhan ve Yaşar Metin Aksoy’la yaptığımız bir idmanla öğrendim. İlk zihgirimi de Yaşar Metin Aksoy’un boynuzdan yaptığı güzel bir zihgirdi. Daha sonraları Kemankeş grubuyla yaptığımız teşrik-i mesai ile teknik birikimimi artırdım. Esas büyük katkıyı Tekirdağ’daki hemşehrim Erhan Kaşkaya yaptı ve onun sayesinde ilk yayımı edindim. Bundan sonra çalışmalarım hız kazandı. 2007 yılında Kağıthane belediyesinin düzenlediği Sadabad şenlikleri çerçevesinde yapılan cirit müsabakalarının arasında Sami Genel’in teşvikleriyle ilk atlı okçuluk gösterisini yaptım. Bundan sonra Türkiye’de atlı okçuluğa karşı alaka hızla artmaya başladı. Sivas Atlı Spor ve Cirit Kulübünden o dönemki başkanımız Sami Genel ve şimdiki başkanımız Mustafa Yazıcı da atlı okçuluk çalışmalarına başladılar. Ertesi sene onların da katılımıyla Sadabad’da muhteşem bir gösteri yaptık. 2009’un başlarında İstanbul’da Gökmen Altınkulp da zamane Türk atlı okçularına katıldı. Şu an yine Sivas Atlı Spor ve Cirit Kulübü bünyesinde Nemci Dedeoğlu ve Adem Kızılgöz de atlı okçuluk çalışmalarına başlamış bulunuyor.

2008 aralığında yapılan olağan toplantıda kurucu başkanımız Sami Genel’in teklifi üzerine Sivas Atlı Spor ve Cirit Kulübü tüzüğüne atlı okçuluk maddesi ilave edilerek Türkiye’de ilk defa bu dal tescillenmiş oldu. Keza 2009 yılı başında asırlardır yapılmayan kabak atışı da ilk defa Sivas’ta icra edildi.

Atlı okçulukla ilgili çalışmalarımız hem teorik hem pratik olarak devam etmektedir. Bu ata yadigarının canlanması ve yaygınlaşması için elimizden geldiğince uğraş vermekteyiz.