Ok, Yay, Puta ve Ben – Özlem Uçan

Özlem Uçan – 05 Haziran 2011 Pazar

Sonuna kadar gerilmiş bir yay, en az yay kadar gergin olan ben 20 metre ötede hedef, dualar ediliyor içten.

Etraf kalabalık… Gözlerin yarısı yayda, yarısı putada, arkada ise rakipler. Bir kaç tekleyen kalp atışından sonra şimdi Küşat zamanı…

İsimlerin anons edilip ilk atışlar yapılmaya başladığında acemice yapılan atışlar şaşırtmıştı beni,  okunu kirişe yerleştiremeden bile düşürenler oldu, hedefi bulamayan oklar, 73 metreyi hedef aldığımız bu yarışta 20 metrede gördüklerim ürküttü beni, belli ki heyecan doruktaydı. İyi bir okçu kendi vücuduna hâkim olmayı ve nasıl kullanması gerektiğini iyi bilmeliydi, sadece kazanmaya ve başarıya odaklanmalıydık. Bir kaç  saniye içinde ilk atışlarda heyecanımı yenip hedefi tutturdum.

Kayseri gurubu genç bir ekipti. Diğer illerden gelen yarışmacılar içinde üstatlar atışlarıyla kendini belli ediyor finale kimlerin kalabileceği az çok tahmin edilebiliyordu. Danişment okçuluk ekibi ilk atışlarda oldukça başarılı rahat bir şekilde bir üst tura geçebildi, herkes çok heyecanlıydı bildiklerimizi unutmuş gibiydik.
Yarışma heyecanı dedikleri bu olsa gerekti, 35 metrede hocamız Y. Metin Aksoy’un iki atışı ıskalaması sanırım yarışmacıları motive etmek için yaptığı bir şakaydı.
Hedef uzaklaştıkça kaygılarım artıyordu oysa iyi bir atış için su gibi duru bir zihin şarttı. İlk atışta hedefi vuramamıştım yayımın güçsüz olduğunu düşünüp değiştirmek istedim ama 73 metrede hedefi vurmuş bir yay olduğunu hatırlayıp vazgeçtim. İkinci atışımda ıskalayınca iyice umudumu kaybettim ve üçüncüde elendim. Yedi saniyelik bir süre içinde aklımdan bunca kaygı verici düşüncelerin geçmesi daha kırk fırın ekmek yemem gerektiğinin göstergesiydi.

Dikkatli duyarlı, zorluklarla baş edebilen, her zaman kendini geliştiren, öz güveni yüksek, içindeki savaşçı yanı ortada, kendini yenebilen KEMANKEŞLİK makamına erişmek o kadar da kolay değildi.

Elendikten sonra diğer yarışmacıları izlemek ayrı bir keyifti. Hangi okun hedefi tutturacağını görebiliyor temiz bırakılan oku hemen fark ediyorduk. Ekibimiz oldukça iyiydi. Hocamız Y.Metin beyden kabzayı tutuşumuzdan kirişi nasıl çekip bırakacağımızı öğrenirken işittiğimiz azarları hatırladıkça ne iyi etmiş diye düşündüm, çünkü oldukça iyi olan okçuların bile kabzayı tutan başparmaklarını havada görünce temel tekniklerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Muhtemelen yarışma heyecanından olsa gerek tarihi kostümlere rağmen Osmanlı ok atma tekniğini tam anlamıyla kullananların yalnızca Y.Metin hocamız ve öğrencilerinin olduklarını gördüm.

Son turlara yaklaştıkça yarışmacı sayısı giderek azalıyordu, yarışma arasında Y.Metin hocamızın 35 metrede es geçtiği iki oku yarışmaya ilgiyi artırmak için değil de gerçekten ıskaladığını öğrenince heyecanımız iyice arttı. Ama seyreden herkes bunu bir şaka olarak algılamıştı. 40 metreden sonra attığı her ok hedefi bulan hocamızın Gümüşhacıköy den gelerek eğitim alan öğrencileri ve Danişment’in diğer üyeleri de son turlara yakın elenmeden iyi atışlarla gelebildiler. Danişment okçuluk gurubuna ayrı tezahüratlarımız umarım diğer takımları kırmamıştır, elde değil. Ayrıca Tokat’ta misafir ettiğimiz Gümüşhacıköy ekibinin de son turlara gelmesi gurur vericiydi.

Yarışmayı Metin hocamızın kazanacağına duyduğumuz güven sonsuzdu ama son atışlarda onun da kalbinin ritimlerinin birkaç atım bozulacağından endişeliydik. O sırada yağmur ve rüzgâr başladı. Heyecanımız doruk noktasında usta kemankeşler puta uzaklaştıkça hedefi buluyor hocanın kırk beşten sonra her an bitebilir dediği yarışma giderek uzuyordu. Arkadan bir ses

“bayanlar yemeğe buyurun lütfen masalar hazırlandı”

Diye seslendi,

Uzun zamandır açlık sinyali gönderen midemiz ziyafet çekmiş gibi toktu. Arkadaki ses, hanımları yemeğe buyurmaları için ısrar ediyordu

“üstelik yağmur da başladı gelmezseniz yemek kalmayabilir benden de vebal gider siz bilirsiniz”

Diye seslendi biz nazikçe finali görmek istediğimizi söyleyerek ziyafeti reddettik ve son atışları bekledik.

Puta 60 metreye taşındığında kalan üç yarışmacıdan ilk ikisi atışlarını yapıp putayı tutturamamışlardı. Hocamızın ismi anons edildi. Soluklarımızı tuttuk, yay gerildi oka küşat verildi. Ağır çekim film şeridi gibi belki 2- 3 saniyelik bir zaman dilimiydi ve bizde okla birlikte yaydan hedefe doğru fırlamış putaya uçuyor gibiydik Ve işte insanın göğüs boşluğunda yoğun bir haz duygusu yaşatan o ses. Okun putaya saplandığında duyulan. Kazanan Y. Metin Aksoy… Bu mudur?  Budur.

Ekip olarak çok sevindik, eminim meydandaki tüm okçular da sevindiler. Protokol ve halk dahil herkes sorguçlu miğferi ve elinde Kavsi Grubunun sancağı ile bir komutan gibi okçu birliğini yöneten yarışmaya katılacak grupları ve yarışma yerinin düzenlenmesini sağlayan ve sıklıkla sunucunun “Türk Okçuluğunun yayılmasında büyük emek sahibi” diyerek onurlandırdığı hocamızın birinci olacağını kabul ve tahmin etmişlerdi. Hele yarışma biter bitmez hocayı en fazla zorlayan iki kişiden biri olan Sivas’ tan Murat Beysun’un “bükemediğin bileği öpeceksin” diyerek hocanın bileğini öpmesi de çok hoş bir görüntüydü. Onca kalabalığın önünde 7 saniye gibi kısa bir sürede insan bildiğini unutup başka bir boyuta geçiyordu. Ülkem, ekibim ve diğer grupların temsilcileri ve kendi adıma Gümüşhacıköy’de bu tarihi atmosferin yaşatılmasından gurur duydum. Bunca insan bu kadar kısa sürede nasıl hazırlanmış ve bir araya gelmişti. Arka fonda çalan mehter marşı, kurulmuş çadırlarda hamur açan kadınlar, dörtnala koşan atlar, sarıklar, kaftanlar, Yeniçeriler, azaplar… işte bu yüzden Türk okçuluğuydu. Bu sporun bir ruhu vardı Kemankeş olabilmenin, zihgiri takabilmenin, şakirt olmanın şartları vardı. Rastgele terimler değildi bunlar. Yalnızca hedefi vurmak ya da skor yarışı değildi. Yay sabrı, ok itaati sembolize ediyordu, Niyet edilip gaza niyetine atılıyordu.

Türk okçuluğu bir dünya görüşüydü. Okçuluk sabır azim ve yetenek işiydi. Hz. Adem den bize kalan, Hz. Muhammed’in Kemankeş  Sad  bin Ebi Vakkas’ a

“Anam babam sana feda olsun ya Sad, at ya Sad”

diye iltifat ettiği manevi yönü güçlü bir spordu. Asla bir skor yarışı olmayan yarışmada elbette bu işe en çok emek ve gönül vermiş kemankeşlerimiz son atışlara kalabildiler.

Naçizane bayanlar birincisi olarak anılan ben ise yaklaşık 4 saatlik meşakkatli bir yolculukla bizi yarışmaya yetiştiren ve gerçek performansını göremeden ilk atışlarda elenen sayın Saliha Aksoy’u gerçek birinci ilan ediyorum.

Gümüşhacıköy Kaymakamlığına ve bu organizasyonda emeği geçen herkese bize yaşattıkları her saniye için sonsuz teşekkürlerimi borç bilirim. Bungee Jumping yapsam bu kadar heyecan verici olmazdı.