Okmeydanı’nda Talan Var! – Arşiv

Yayın: Hayat (Sayı 3, 15 Ocak 1976) Yazar: Osman Öndeş


NEREYE BAKSANIZ… — Okmeydanı’nda nereye baksanız bir üzüntü kaynağı: İşte olanca heybetiyle bir sokak aralığında toprağa gömülmüş bir menzil taşı. Taş ikiye bölünmüş, bir yarısı sağda, bir yarısı solda gömülü. Yaşlı biri, «Çok çektik bu taştan, güç ikiye bölebildik,» deyiverdi!

Okmeydanı'nda Talan Var!

Fatih Sultan Mehmet’in kuşatma sırasında kendi eliyle kurduğu ilk namazgahı, «kimse buraya bina kurmaya» diye buyurduğu alan, gecekonducular tarafından bölüşülüp parçalanmış, bir tarih âdeta yok edilmiş…

İNSAN pislikleri, toza bulanmış daracık dereciklerden akıyordu. Yerlerde kırılmış mermer taşlar öbek öbekti. Bir gecekondunun bahçe duvarında, bir abidenin parçası, tuğla niyetine kullanılmıştı; yarı beline kadar gömülmüş muhteşem bir abidenin sağından, solundan ise lâğım suları dolanıyordu. Hayatta kalan Örnekleri kaybolmaya yüztutmuş, İstanbul efendisi yaşlı ahbabım, taştaki yazıları titreyen sesiyle okumaya başladı: «Fa’lem Enne hu.. Lâ İlahe İllallah…»

KAYBOLAN TARİH — Her geçen saat, tarih değerinde bir taş, yani inşaatların toprakları arasında, bir daha görülmemecesine silinip gidiyor.

KAYBOLAN TARİH — Her geçen saat, tarih değerinde bir taş, yani inşaatların toprakları arasında, bir daha görülmemecesine silinip gidiyor.

Biraz ötemizde yerde bir köpek leşi yatıyordu, sinekler orasına burasına saldırıyor, Fatih Sultan Mehmet’in namazgahını kendine ev yapanların kapısı önünde, altları çıplak küçük çocuklar oynuyordu. Derken, semt çocukları başımıza üşüştüler: «Amca, bizim de fotoğrafımızı çek!» diye bağrışıyorlardı.

Kitabesine Hicrî 997 (1589) tarih düşürülmüş üç-beş mezar taşı, bakkal dükkânının önünde devrilmiş yatıyordu; bir sebze bahçesinde muhteşem bir abide vardı, sağı solu çentiklenmişti. Daha ileride gecekondular arasında nice abideler göğe uzanmıştı. Âdeta yalvarıyorlar, sanki ağlıyorlar; hiç şüphem yok ki, bunca yüzyıl sonrasında kendilerine reva görülen hakaretten utanıyorlardı.

Utanan, ağlayan, görünmeyen ellerini göğe açarak, bunca yüzyıldır yüce bir devletin geleneklerinin mahvının durdurulmasını dileyenler, işte bu perişan ata yadigârı abidelerdi.

Burası Fatih Sultan Mehmet’ in, İstanbul’u kuşatması sırasında kendi eliyle kurdurduğu ilk namazgahtı; burası Fatih Sultan Mehmet’in Türk gençliğine ferman ile vasiyet ettiği, emanet ettiği, koca Okmeydanı idi!

Eğer bazı sokaklarından taşan keskin pislik kokusuna dayanabilirseniz, bir milletin mazisini oluşturan bu yüce eserlerin nasıl mahvedildiğini, Fatih Sultan Mehmet gibi, eşsiz Türk komutanının, devlet adamının vasiyeti, milletine hibesi o muazzam ormanın, yamaçların, dutlukların, ovaların, nasıl talan edildiğini, nasıl bile bile üzerlerine gecekondular kurulmasına göz yumulduğunu ve nasıl, kimlerin gecekondular yaptığını ve herbiri paha biçilmez o muhteşem sanat eserlerinin, tarih abidelerinin parçalanmasına, yokedilmesine aldırış edilmediğini görmeye gidiniz. Ama acele ediniz; biliniz ki, çok geçmeden kalan üç-beş abide de yok edilecektir!

Bugün artık Okmeydanı yoktur. Onun yerinde binlerce gecekondunun sıkıştığı bir şehir vardır ve bu şehir, medenî bir âlemde eşine rastlanılmayacak derece iptidai kalmış, ata yadigârı vakıf topraklarının talanından hasıl olmuştur.

Bugün artık Okmeydanı yoktur; ama o semti gösteren levhalar vardır, o semte çalışan otobüsler, minibüsler vardır. Ama Okmeydanı bitmiş, paylaşılmış, tükenmiştir. Sokaklarından iğrenç pislikler geçen o muhteşem Okmeydanı, belki adının münasip bir yerine ilâve edilecek bir harf ile anlatılabilir bir başka meydandır günümüzde.

TAŞLARIN YENİ GÖREVLERİ

HATIRA FOTOĞRAFI - Makinenizle Okmeydanı'na giderseniz, meraklı gecekonducular size duvar yaptıkları tarihi taşlar önünde poz verebilirler

HATIRA FOTOĞRAFI – Makinenizle Okmeydanı’na giderseniz, meraklı gecekonducular size duvar yaptıkları tarihi taşlar önünde poz verebilirler

İnşa ettireceğiniz gecekondunuzun bahçesine bedavadan, sadece maddî değeri yarım milyonu aşan bir abide ilâve ettirmek ister misiniz? Salatalık ektiğiniz bahçenizde, çamaşır asmak için heybetli bir menzil taşını, boğazını sıkarcasına telle bağlayıp, çamaşır direği olarak kullanmak ister misiniz? Damının ortasından yükselen emsalsiz bir abidenin, evinizin içinde kalan kısmını, tuvalet yapmak ister misiniz? İnşa ettireceğiniz tuhafiye mağazasının arazisi için buldozer getirtip, taşı toprağı attırırken, ne gönül, ne vicdan dayanamayacak kadar yüce bir sanat şaheseri olan bir menzil taşını, maksadınıza engel oluyor diye, buldozerle kırdırmak ister misiniz? Belki gelir görürler diye Gürcü Mehmet Paşa yadigârı ve Hicrî 1034 (1624) tarihli bir kitabeyi paramparça etmek ister misiniz? Fatih Sultan Mehmet’in namazgahı dibini çocukların pisletmesini seyretmek ister misiniz? O namazgah ki, bir nice duayı gerçek yapan Allah’a ellerini açan Türk askerleri, orada umut bulmuşlardı. Şimdi ise, gidip namazgahın minber taşlarını dilediğinize göre söküp, gecekondunuzun duvarlarında tuğla niyetine kullanmak ister misiniz?

Bunları sormaya ne hacet; Ok Meydanı denen o yere gidiniz. Hepsi çoktan yapılmıştır; hem de devletin gözü önünde yapılmıştır; sanat ve tarih sorumlularının gözleri önünde taşınmış ve kırılmıştır.

O meydan ki, Fatih Sultan Mehmet’in fermanında, «Ben Bizans’a karşı gaza ederken, ilk namazımı burada kıldım, burada ilk namazgahımı kurdurdum. Gazaya, şehadete buradan koştum. Bu dağlar, bayırlar, ol yüce yerlerdir ki, Türk gençleri burada ok atalar, cirit oynayalar, dinç kafalar. Onun için vasiyet ederim ki, kimseler buraya bina kurmaya,» dediği ve beş asra yakın iyi kötü yaşadığı halde, son on beş yılda, inanılmaz bir talanla paylaşılıvermiştir.

Okmeydanı denilen semte eğer elinizde fotoğraf makinesiyle giderseniz, sanırım benim uğradığım akıbete siz de uğrarsınız. «Niye? Niçin? Ne maksatla fotoğraf çektiğinizi» soran pek ilginç kişilerle karşılaşabilirsiniz! Ama, vakit çok geçtir artık; daracık sokak bozması yollardan başınızı Önünüze eğerek geçmekten başka çare kalmamıştır. Sayanlar, bu uçsuz bucaksız ovada zamanında altmıştan fazla nişan ve menzil taşı saymış; ben saydığımda, dibine pislenen ve çocukların dillerini uzatıp, bir noktasını yaladıkları iki abide de dahil olmak üzere, on tane kalmıştı.

Burada nice çeşmeler bulunmaktaydı. Kaptan Paşa yadigârı olan müstesna oymalı bir çeşme ve kitabesi vardı. Beş kıt’a üzerine yazılmış olan bu kitabe, Hicrî 1116 (1704) senesinde tamamlanmıştı. Ben andım diye aramayın, çünkü bu kitabe, bütün çeşmesiyle birlikte çoktan yok edilmiştir!

OSMAN ÖNDEŞ

BURMALI — Bu burmalı menzil taşı da yerden bitme yeni bir gecekonduda çamaşır direği olup çıkıvermiş! ENDER — Sağlam kalan menzil taşlarından biri fotoğrafta gördüğünüz. Paramparça edileceği günü bekliyor. ŞEKİLLİ — Ok sporunda söz sahibi olanların rekorunu tespit eden üstü şekilli ve yine tarihî bir menzil taşı. ACINACAK HALDE! — Bu da Fatih Sultan Mehmet’in perişanlık içindeki namazgahının bugünkü acı hali…

(Kaynak: Z. Metin ATEŞ arşivi)

Sitenin Notu: Araştırmacı gazeteci-yazar Osman Öndeş, halen aktif olarak Referans gazetesinde yazılar yazmaktadır. Savaş tarihi, donanma tarihi, yakın dönem ressamlar ile ilgili yazılmış kitapları bulunmaktadır. Ayrıca Türk-Osmanlı çeşmeleri ilgili yapılmış en geniş çaplı araştırmanın sahibidir. Okmeydanı ve çevresinin bugünkü (Aralık 2008) durumu çok daha vahimdir. Bu yazıda fotoğrafları çekilmiş ve görüntülenmiş pek çok Menzil Taşı ortadan kaybolmuş, aradan geçen 30 küsür senede çarpık yapılaşma daha vahim hale gelmiştir. Bununla birlikte sabit kalan tek şey çevre halkı ve değer(!)leridir. Bugün bile bölgede yapılan tespit ve fotoğraflama ziyaretleri rahatsızlık nedeni olmakta, kalan sayılı taşlar halen ve el altından yok edilmektedir (ZMA).Edit: 2012 yılında tamamlanan restorasyon ile Atıcılar tekkesi, namazgah ve bir kısım menzil taşı koruma altına alınmuş, örnek bir çalışma yapılmuştır. Ancak menzil taşları ile ilgili herhangi bir çalışma henüz başlamamıştır. Menzil taşlarının yerlerinden sökülüp Tekke içinde sergilenmesi fikri ise tartışılacak bir konudur. Zira okun düştüğü yere dikilen bu taşlar, Menzil Atışlarının tarihi belgeleridir ve yerlerinde değelidirler. Müzede sergilenecek dahi olsa, yerlerine birer replikaları mutlaka dikilmelidir.
Okçular Tekkesi kalıntıları fotoğraflanırken objektifimize ilgi duyup poz veren çocuklar… Belki de Öndeş’in objektifine poz verenlerin çocukları.