Fetih kupası günlüğüm (Özlem Uçan)

28 Mayıs 01:30

İSTANBUL

Gecenin köründe, kalacak yer için bize evini açan 20 yıllık lise arkadaşım sevgili Arzu KAYA’ ya minnettarım. Sabah 10.00 da Kasımpaşa stadyumunda olmamız gerektiği söylenmişti. Ellerimizde bavullar ve ok çantalarımızla 08.00 de yola koyulduk. Bir taksi, bir metrobüs, tekrar bir taksi yolculuğundan sonra, sağ salim adresi buluyoruz çok şükür. Kemal Cebecik ,Sabri Kavuncu, Ankara’dan ve İstanbul’ dan, geleneksel okçu arkadaşlarımızda gelmeye başladılar. Hoş sohbet, muhabbetli ve keyifli dakikalar geçirdikten bir süre sonra boş durmamak için yarışma alanında atış yapmak istiyoruz. Görevliler Bize atış yapamayacağımız diğer gurupları beklememiz gerektiğini söylüyorlar. Saat 10.00’dan sonra beklemek bir hayli sıkıcı geliyor. Çay içmek istiyoruz ama ”çay bitti ve bardakları yıkayacak adam gitti” yanıtı alıyoruz. Olsun deyip bardakları kendimiz yıkayıp, bitmiş çayın üzerine su çekerek çay ve bulaşık suyu arası bir sıvı elde edip içiyoruz. Program hakkında hiçbir bilgi alamayıp koltuklarda saatlerce boş oturmak ve belirsizlik strese girmemize sebep oluyor. Bu arada çay ocağının da görevlisi gelip, kendimizin hazırlayıp içtiği çay benzeri sıvının ücretini istiyor. Müdür hazretleri kameradan görmüş ücretini istiyormuş. Ücretini ödedikten sonra “müdürüne söyle bulaşıkları yıkayan müdür, yıkama parası istiyor” diyorum. Nihayet öğleden sonra diğer guruplar gelmeye başladı. Sıkıntının yerini Türkiye ve yurt dışından gelen okçu arkadaşlarımızla karşılaşmanın sevinci kapladı. Ortak bir payda olan okçulukla uğraşıyor olmanın sıcaklığıyla yeni arkadaşlar edindik. Hepsi çok sıcak ve samimi geldi bize.

KAOS:

Derken elemelere başlandı. İlk tur deneme atışlarında hedeflerin çok sert olmasından dolayı ok uçlarımız telef oldu. Her denemede bir ok kaybettik neredeyse. Hadi benimkiler neyse de Melike hanımın o sanat eseri okları için çok üzüldüm gerçekten. Çok iyi iki hakemimiz vardı, onların dışındaki genç kızlarımız ise acemi gibi geldi bana. Nitekim sahada karmaşa yaşanıyor. Herkese bir numara verdiler. İlk düdükle 26 A B C, ikinci düdük komutuyla D E F atış yapacak dendi, ama kimin ne yaptığını anlamak mümkün değil. 90 kişilik gurubun başıyla sonu arasındaki mesafe nedeniyle kızlar tarafındaki hakemin ve kızlarımızın kararsız ve olaya hâkim olamayan tavırları tam bir curcuna. Ne düdük sesi ne A ne D, pardon ben neydim F! Birçok ulusal ve uluslararası yarışmaya katıldım bana hep Özlem dediler! Kargaşadan dolayı atamadığımız oklar için yarışma sonunda ek süre verdiler. Sonuçları bekliyoruz ama nafile. Uzunca bir süre açıklanmayınca yine stres başlıyor. Birden “hadi okçular tekkesine gidiliyor” diye bir komut gelince araçlara binip tekkeye geçiyoruz. Bu arada biz sabah stadyumda beklerken Tekkenin açılışı olmuş, çok güzelde olmuş öyle söylediler. Okçular tekkesine varıp tekkeyi geziyoruz. Çok güzel, emeği geçenlere çok teşekkür ederiz. Bir de üstüne menzil taşlarını gittik gördük. Z. Metin Ateş’ e menzil taşlarını gösterdiği ve kebap ısmarladığı için çok teşekkür ederiz.  İstiklal öğretmenevinde yer ayırtmıştık ve bir hayli masraflı olacaktı konaklamamız. Z. Metin Ateş bir telefon ile sorunu çözüyor. Bizlere bir misafirhanede yer ayarlayarak hem gurubun bir arada olmasını sağlıyor hem de masrafımızın azalmasını sağlıyor.

29 Mayıs Sabah:

Geleneksel kıyafetlerimizi giyip tekkeye geldik. Bu kadar takım elbiseli insanı bir arada görmemiştim.  Başbakanımızın açılışa gelecek olmasından dolayı okçulardan çok bürokrat, memur ve partililer alanı doldurmuş. Olimpik okçuları izlemeye koyulduk. Zaman ilerledikçe birilerini ellerinde ekmek arası bir şeyler atıştırırken görüp yemeğin kaynağını aramaya başlıyoruz ama bulamıyoruz. Okçular dışında herkese yemek veriliyor ama sanırım bizler unutulmuşuz. Derya arkadaşımız sağ olsun halktan biri gibi gidip iki ekmek arasıyla dönüyor.

KAOS YENİDEN!

Öğleden sonra gelenekçiler deneme atışları için paravanla ayrılan alana çağırılıyor. İlk seri atışlarda hedeflerin arka tarafına koruma konulmadığından müthiş bir ok zayiatı yaşanıyor. Kırılan ve çatlayan oklardan sonra tedbir alındı. Ben Özlem, pardon F olarak deneme atışlarında sağ köşenin sonundaydım. Okumu gezlemiş atışımı yapacakken üzerime bir kameranın sinsice yaklaştığını görüyorum. Hedefle aramda duran kameradan dolayı atış yapmam imkânsız gibi görünüyor. Kameraya zarar vermekten korkuyorum. Bu durumu hakem bayana söylediğimde ”Siz burada gösteri amaçlı bulunuyorsunuz. Program olimpik okçuların programı! Kameralar görüntü için burada. Yarışma anında söyleriz çekim yapılmaz” diyor.

Yarışma başladı. ABC ilk atışlarına başladı tam bu sırada bayan okçularımızın birisi kamerayı vuruyor. Hani kalkacaktı?  Yan tarafımızdaki genç hakem kızlarımızdan biri  “ tekrar atabilirsiniz bir hakkınız daha var” diyor. Aynı anda bayan okçularımızdan birinin yayının kirişi atıyor. Bir anda inanılmaz derecede bir stres oluşuyor ve hepimizi sarıyor. Çünkü bizim atış yapmamız için onların zamanında atışı bitirmesi lazım. Hakem kızımız hiç bir soruya net cevap veremedi. Sonunda “ kirişinizi takın tekrar atın” dedi. Bir başkası “olmaz atış hakkın yok” dedi. Var mı yok mu? Kirişi takalım mı? Kameraya isabet eden ok için tekrar atacak mıyım? Bu tartışmalar arasında ABC sırasında yaşanan kargaşa ve hakemlerin kararsızlığı nedeniyle DEF (yani benim gurubum) atış çizgisine gelip atış yapamadı. İlk gurubu da süre bittiği için diğer hakem hanım engelledi. Komut erkekler tarafından düdükle verildiği ve sağdaki ve soldaki hakemlerin kurallar konusunda net bilgili ve kararlı olmamasından dolayı ben 5 okluk ilk tur atışımı yapamıyorum. Kirişi atan arkadaşımız da bu kararsızlık ve bilgisizlikten dolayı atışını yapamıyor. İlk guruptaki atacak, atmayacak derken atış çizgisine geçemeyen bayan okçumuzun 3 oku elinde kalıyor. Okunun hedefe varmasını bekleyen arkadaşımın bir anda gözüne doğru gelen kameraya kaptırdığı okun yerine yeni bir hak verilmiyor. Kendimi aynen şöyle hissettim;

Kışkışlanarak güdülen tavuk topluluğu. Bir de üstüne azar yiyoruz. “Yok, size atış falan yandı hakkınız” Atışların bitmesiyle gözümün aşina olduğu tanıdık okçu arkadaşlarıma can havliyle durumu anlatıp medet umdum ama bir dokun bir ah işit. Herkes benden dertliymiş. Umudumu kesiyorum. Son tur atışlarda ise okumun kirişten çıkarken (Muhtemelen ilk deneme atışlarında koruma perdesi olmadığından duvara çarptığı için çatlamış olmalı) havada parçalanması üzerine 15 ok atış hakkımdan yalnızca 9 unu kullanmış oldum. Bu arada karbon okların yarışmada yasak olduğunu biliyordum. Fakat hedefte karbon ok vardı kimindi acaba? Yarışmayı 1 puanla tamamlayan 3 kişiden biri oldum. 3. lük ödülü alfabetik sıraya göre mi verildi acaba? Tekrar atış yaptırmadılar, ya da eleme puanlarını hesaba kattılar diyeceğim ama elemede 13 puan almış biri vardı. Bu durumda o üçüncü olmalıydı. Her ne ise, kısmete inancım sonsuz. Böylesine anlamlı bir günde orada olmaktan çok mutluydum. Gurubumdan sevgili Saliha hanımın başarısı başta olmak üzere, ilk üç kürsüsünde Türk okçularımızı görmek ziyadesiyle mutlu etti beni. Biraz içim burkuldu tabiki. Şartlarımı maddi ve manevi yönden zorlayarak, heyecan içerisinde geleneksel okçuluğun merkezinde, tarihi bir anına tanık olmak üzere yola çıkmıştım. Fakat kendimi orada bir gelenekçi olarak çok yalnız hissettim. Biz kendimize değer vermez isek kimse değer vermez. Saatlerce, belirsizlikler içinde, bir saat sonra ne olacağını bilmeden beklemek, paramızla dahi yiyecek bulamamak, konaklama ihtiyacımız için bilmediğimiz bir şehirde kendi çabamızla yer aramak, büyük bir onur duygusuyla geldiğim yarışmada “siz gösteri amaçlı buradasınız zaten fazla bir şey beklemeyin” sözünü işitmek içimi burkmuştu. Yarışmadaki denetimsizlik ve karmaşanın bir daha olmamasını, gönül bağıyla orada olan geleneksel okçularımızın gereken değeri görmesini tüm kalbimle umut ediyorum. Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.