FEDERASYON’UN SEYİR DEFTERİ’NDEN: MHIT 5X SEFERİ

Macaristan Rotamız

Vakıf olana malum olduğu üzere dostumuz Pali  Posta’nın  kuruluşu MHIT her şubat ayında kapalı alanda kısa mesafeli yarışmalar yapan bir organizasyondu ve fakir ile ZMA da bunların iki tanesine katılmıştı.

Şubat ayı Macar ellerini gezmek için pek de hayırlı olmayan bir ay olup “haza gazabullah” mahiyetinde soğukta, Estergon Kalası sur dibinde ısınmak için bağıra bağıra ve tepine tepine  “Estergon kalası bre dilber aman” deyu şarkı söylediğimizde, etraf Macar’ın “eyvah Türkler geldi” diye silaha sarılmaları daha dün gibi aklımızda olup, gezinin geri kalan kısmını bir Macar kafesinde kahve içip ay çöreği taam eyleyerek geçirdiğimiz hala hafızalarımızdan çıkmamıştır. İşte bu MHIT tir ki  Pali “artık baharda gelin “siz diyerek bize kış MHIT’ lerine gelmeme vizesi vermişti. Buna rağmen ZMA’ nın inat ile ertesi sene de gidip sonra da zatürre olduğunu bilirün.

Bu yıl hiç hesapta olmamakla beraber Gyula nam bir şehirden (Osmanlıcası Göle olur) ısrarlı davet alıp da oraya sefere niyet eyledük. Dostumuz Pali Posta ile keyfiyeti bir mütalaa edem diyende o da bana “aaa ben de tam o zamanda MHIT turnuvasını açık alanda yapmayı planlıyordum ona gelin” diye cevap verende işin rengi değişip rotamız Dunaivaroş şehrine doğru dönmüştü.

image003

Araç kiralama yerinde iki gurup buluştuk. Hertz firması daha sonra hiçbir yerde yazmayan 60’ar EURO araba yıkama parası talep edecek.

 

Feysbuk sahifesi malikleri vakıftır, geziyi tüm TURKOF katılımcılarına açık hale getirdik. Samsun, Konya, Almanya derken katılımcı sayısı on sekiz kişiye çıkıverdi. İşte bu an tam da ZMA’nın devreye girmesinin gerektiği andı. Harika adam oturduğu yerden kalınacak otelleri, kiralanacak minibüsleri ve hatta Tokat ekibinin nasıl ve nereden uçağa bineceğini dahi ayarlayınca Federasyon okçusu iki ayrı kafile halinde Viyana Havalimanında buluşarak iki ayrı minibüse pay oldu.

Güzel bir yolculuktan sonra Törökballint’te Pali ve Yusuf Monus ile buluştuk. Turnuvaya katılan Moğollar da birazdan geldiler. Onlar Yusuf ve Pali’nin arabasına doluştular yükleri de bize kalınca bağajlar ambar bir vaziyette Dunaivaroş’ a yola çıktık.

Dunaivaroş Tuna’nın kıyısında 50.000 nüfuslu bir sanayi kenti olup içindeki demir çelik fabrikası nedeniyle Tuna üzerinde bir de büyük limana sahip. Demir cevheri Rusya’dan geliyor. Kömür ise Macaristan’dan.  Komünizm zamanında burada tesisi korumak için (Macarlardan tabi) büyük bir garnizon varmış. Şehirde de bu garnizondakiler, işçiler  ve yöneticiler için yapılmış dev apartmanlar ki bunlardan 65 metrekarelik standart bir tanesinde ailecek biz kalıp komünist havayı bir nebze olsun teneffüs ettik. (Bu bilgiler için dostumuz Dr.Atilla Racsz’ a teşekkürler)

image005

Sebzeleri yedik kuzuyu bekliyoruz ama nafile

Dunaivaroş’lular bizi candan kucaklayarak bağırlarına basıyorlar. Zaten çoğunu başka turnuvalardan tanıyoruz. İşte soldan kamçılı adam Lakatoş İştvan ve eşi soldan Dr.Atilla, Andrea  geliyorlar. Hep birlikte yemeğe geçiyoruz. Türkiye’de iken Pali ile yazışıp neler yiyebileceğimiz konusunda fikir teatisinde bulunmuştuk. Sağ olsunlar vejetaryen bir menü hazırlamışlar. Sebze çorbası, kurutulmuş sebze sote, meyveden oluşan bir yemek yedik. Aslında Pali’ye  koyun kesme yöntemini yazı ile tarif etmiştim ama gözü kesmemiş olmalıydı.

Daha sonra herkes kalacak yerlere çekildi. Bize de ailecek Dr. Atilla’nın kayınbiraderinin evi düştü. Kendisi Marsilya’da yaşadığından evi boş bir şekilde bizi bekliyormuş.

Avam okçu ne yaptı ne etti bilmem ama biz komünist elitler sabah Atilla ve ailesinin bizim için hazırlayıp bıraktığı kapitalist yiyecekleri afiyetle taam eyleyip tam vaktinde buluşma yerinde olarak Atilla’yı şaşırttık. Gün öncesinde Pali birader zaman kavramları çok rahat iki milletle organizasyon yapacağım (Türk ve Moğol) bunu yaparsam her şeyi yaparım demişti. Ol sebeple onu şaşırtmak için ultra veri dakik olmalıydık. Evde üç bayan ile bu nasıl olacaktı ayrı konuydu. Cümle cemaat yarışmanın yapılacağı havalimanında buluştuk. Selamlaşmalar, kucaklaşmalar vesaire. Pali sadece Turani kavimleri çağırmış. Moğollar, Slovakya’dan Avarlar, Konya Selçukluları, Danişment Türkleri, Transilvanya Macarları. İlk kez yapılacağı için Pali “biz bize” olsun demiş anlaşılan. Yahu şu Moğolları Turan’a sokmasak ne olur ki diye sızlanıyorum ama bu kez Moğollar çok sempatik çıkıyorlar.

image006 image009

Pali’nin ok ritüeli pelerinli olan ben fakir

Efendime söyleyeyim yarışma başlıyor. Kısa mesafede bizi perişan edebilecek Macarlarla şimdi eşit şartlardayız. Moğollar da bu orta mesafenin en iddialı adamını getirmişler ki kendisini İç Moğolistan yarışmasından tanırız. Yirmi metreden başlayan atışlar 100 metreye doğru uzuyor. Bir nevi bizim uzaklaşan puta yarışması. O nedenle gayet iddialı bir şekilde çekişiyoruz.

image010 image013

image017 image014

Lafı uzatmayım. Moğol kudret İç Moğolistan’da yaptığını tekrarlayıp birinci oldu. Dr. Atilla 2. Oldu Salim 3. Oldu. Ben fakir 6. Olup mutlu oldu. MHIT kısa mesafede beni geçen birçok Macar’ı geçip ruhumu sükûna erdirdim. Günün sürprizi Macar Parlamentosundan Milletvekili Hegedüs Tamas biraderin gelip ZMA ve fakire Türk Macar ilişkilerine yaptığımız katkılardan dolayı plaket vermesi oldu.

image018

Bu da her şeye değdi yahu!

Plakette yazanlar:

“Geçmişten bugüne dek gerçekleştirdiğiniz projeler ve çalışmalar ile Macar-Türk halkları arasındaki geleneksel ve kültürel ilişkilerde yaptığınız katkılardan, gelişmelerden dolayı lütfen teşekkür ve takdirlerimizi kabul ediniz.

Başarı ve sağlık dileklerimizle.  
Hegedűs Tamás
Macar –
Türk Parlamentolararası Dostluk Grubu Başkanı”

ZMA ve YMA nihayet Macar yetkililerince keşfedilmişti. Darısı Türk yetkililerinin de başınaydı. Takım yarışmasında da bir iki puanla 3. Olup MHIT i tamamladık. Yarışma sonrası Pali ile sohbette “artık Türkler daima sonuncu olur” diye espri yapamayacaksınız diye takıldım.  Hele dur bakalım daha birinci de çıkaracağız şimdilik 3. Lükle yetiniyoruz. Macarlar öğlen yemeğinde önceden anlaştığımız şekilde bizim için balık hazırlamışlardı. Ömründe ilk defa balık haşlama yiyen Türklerin hali ve yüz ifadeleri görülmeye değerdi.

Akşam bir ören yerinde yemek verildi. Açık büfe domuzdan arındırılmış yemeklerle dolu idi ama bir de damak farklılığı olayı var. Macarlar bize gelince ne versek yadırgamayıp yiyor hatta Tokat Kebabını sıyıran Macar bile oldu ama biz tatları da yadırgıyoruz. Geceyle ilgili videolar için; http://www.youtube.com/watch?v=77B5oZdb7Yk&list=UU3Svqc4YOkutcBYS7M1FGtg

image021
Organizatörlere Federasyonumuzun hediyeleri

Sabah erkenden Kapoşvar’a doğru yola çıktık. Kassai Lajos’un Türk ve Moğol kafilesi için gösteri ve yemek hazırladığı haberi tarafımıza önceden verilmişti. Ama önce Tuna Nehri’nde kısa bir mola verip Macarların şaşkın bakışları altında “Tuna Nehri Akmam Diyor/Etrafımı yıkmam diyor” marşını okuyarak “Türkler toplu şarkı okuyamaz” inanışını da yıkıp geçtik.

image022
Tuna kıyısında marş

Dunaivaros ile Kaposvar arası bahar güneşinin eşliğinde güzel bir yolculuğa dönüşüyor. İki buçuk saat sonra şehri geçip Kassai’nin yol üzerindeki satış ofisine cümbür cemaat doluşuyoruz. Millet malzemeye acıkmış. Kassai’nin yardımcısı “lütfen daha sonra alırsınız şimdi gösteri zamanı” diye yanıp yakılmasına rağmen oradan çıkışımız yarım saati geçiyor. Toprak bir yola girip yeşillikler içerisinde dere boyu kavaklar türküsü eşliğinde gider iken ellerinde Macar, Türk ve Moğol bayrakları ile üç atlı bizi karşılıyor. Kır atlar tornadan çıkmış gibi eyersiz dizginsiz, biniciler tek tip kıyafetli ve ciddiyet içerisinde amanın. Atlılar önümüze düşüyor ve bir bilinmeze doğru gidiyoruz…

image025 image026

Kısa moladan sonra vadiyi tırmanıp bir yamaçta bulunan gösteri yerine geçiyoruz. Çok geçmeden Kassai atının üzerinde gelip bizi selamlıyor ve gösterisine başlıyor. Size gösteriyi anlatmayayım. İlgili görüntüler youtube da bol bol var. Sadece gösteri boyunca bizler “vaaay, yok deve, ohannes, bu kadar olmaz canım “ şeklinde sesler çıkarıp bol bol alkışladık. Artık nasıl bir şey olduğunu siz hayal edin.  Gösteri bittiğinde yemeğe geçtik.

image029 image030

Kassai Bey kardeşim sadece at üzerinde değil yerde de çok maharetliydi. İş olarak okçuluğu seçmiş. Kendi tarzını geliştirmiş. Her ne kadar atlı okçuluğu gelenekten uzaklaştırarak bir gösteri sanatı haline getirdiği şeklinde eleştiriler alsa da kendi geliştirdiği tarzın da çok etkileyici olduğunu kabul ediyoruz.

Gösteriden sonra yemeğe geçiyoruz. Et özürlü Türkler için balık getirtiyor. Tokat’ta yaptığımız tirkeşi hediye ediyoruz. Kassai Lajos atlarını çok özgür bırakıyor. “Biz onlarla bir aile gibiyiz” diyor. Gerçekten de birazdan atların bir tanesi yemek yediğimiz alana gelip köpek gibi dolaştı. Herkes ona bir şeyler yedirdi. Sonra da geldiği gibi gitti. Atların hepsi Arap atıydı. Bu arada Pali Osta gelerek önemli bir mevzu olduğunu söyleyip bizi Moğollarla bir araya getirdi. Moğol Geleneksel Okçuluk Federasyonu’nun genel sekreteri olan Tuvanjaav Hanım bize anlaşma teklif ediyordu. Belgeleri alıp değerlendireceğimiz tartışacağımızı söyledik.

image033 image034

Takdir hisleriyle Kassai Vadisi’ni terk edip Zigetvar’a doğru yola koyuldu. Akşam saatlerinde Zigetvar Okçuluk Kulübü Başkanı Erno Szorady ve arkadaşları bizi Türk-Macar Dostluk Parkında karşıladılar. Erno’yu önceden hem MHIT hem de WTAF tan tanıyoruz. Geçtiğimiz yıl WTAF 2. Si olan Macar takımında da vardı. Kısa mesafede MHIT te ise daima ilk sıralarda yer alır. Vakit darlığından hemen yarışmaya geçildi. Bu yarışma ilk defa yapılıyor. Anıtın etrafında dönerek 8 metreden 18 metreye üç boyutlu ve iki boyutlu hedeflere attığımız eğlenceli bir yarışmaydı. Tek sıkıntı benim Erno ile aynı gurupta olmamdı. Neredeyse altmış yaşında olan adam benden neredeyse altmış puan fazla attı. Baktım durum vahim. Her ülke kendi arasında yarışsın diye mızıkçılık yaparak zevahiri kurtardım. Bu cinliğim ile Türkiye şampiyonu olacaktım. Aksi takdirde kısa mesafe canavarı Macarlar ilk onu doldurabilirlerdi.

image036 image038

Yukarda ben fakirin Allah’ın lütfuyla genç civanlara galebe çaldığımın resmini görebilirsiniz.  Yarışma sonrası Zigetvar Kalası’na ılgar ile yola çıktık amma akşam olmuştu. Gece vakti kalayı nasıl zabt iderüz deyu dövünürken, Kala müdafilerinin komutanı yüzbaşı Andre “bre Türk okçusu bu kalaya 430 yılda bir gelürler, karşılamayan namerttür” diyerek mesainin çoktan bitip gecenin Zigetvar’a çöktüğü saatlerde bizü kala duvarlarının üzerinden gözetler dururmuş. Bu hal üzre kala önünde metrise girdüğümüzde duvar üzerinden azametimizi temaşa eyleyip fil hal kapuları açup Osmanlı’yı içerü kodu da biz de duvar önünde askeri kırdırmaktan kurtarduk.

image040 image042

Andre’nin sözlerini Türkçeye çeviriyoruz.;

“447 yıl önce iki kardeş bu kale için savaştı. Çünkü kardeş olduklarını bilmiyorlardı. Ama biz artık biliyoruz”. Bu etkileyici girişin ardından elindeki 16. Yy tüfek kopyasını bana vererek Türk-Macar dostluğu adına ateşlememi istiyor. Ben fakir de memnuniyetle bu toptan bozma zımbırtıyı ateşliyorum. Harbiden top bozmasıymış yer gök inliyor. Müzeyi geziyoruz. Kaleyi Sultan Süleyman’a vermemek için son adamına kadar savaşan Zrinyi Miklos’un hikâyesi hepimizi etkiliyor. Bizim 57. Alayın Macar sürümü gibi bir hikâye dinliyoruz. Devrin Zigetvar’ı bir gölün içerisindeki iki ada üzerine kurulan birbirine ince köprülerle bağlı üç kaleden oluşuyormuş. Burayı almakta çok zorlanmışız.

image044 image046

Ziget Macarcada göl demekmiş. Bugün eski kaleden geriye sağ üstteki resimde göl içinde görülen küçük kaleden başkası kalmamış. Gölün yerinde artık yeşil alan var. Müzeyi gezdik. Kale içerisinde kiliseye çevrilmiş bir cami varmış. Bakmışlar ki gelen giden çok Türk oluyor kiliseyi müzeye çevirmişler. Bir nevi bir Ayasofya gibi olmuş. Hatta ezan okumamıza da müsaade ettiler. Güzel anlardı.  Zigetvar ile Trabzon kardeş şehir olmuş. Burada kimse Sultan Süleyman’dan nefret etmiyor. Doğrusu bu benim hep hayretimi çekmiştir. Gece yarısı yatacağımız dağ kampına varıp bizim için hazırlanmış vejetaryen menüyü haklayıp uyuduk.

Konya, Samsun, İstanbul ve Tokat temsilcileri ve aynı zamanda federasyonun genel sekreteri ile iki başkan yardımcısı oradaydı. Hepsini toplasak bir başkan eder herhalde deyip anlaşmayı kabul ettik. Sami başkana da danışabilirdik ama malum telefon konuşma ücreti çok tutacaktı. Moğollara “törenle imzalarız” dedik. Adamlar da ciddiye alınca acayip güzel bir anlaşma oldu. Hem de Macarlar da katılınca üçlü anlaşma oldu.

image048 image050

Anlaşmayı imzalaması için değerli genel sekreterimiz Ömer Koç’u ikna ettik ki Sami Bey “ne yaptınız ulan” diye gürlerse “vallahi başkanım bizi Ömer Koç zorladı” diye kendimizi savunacaktık. Böylece TURKOF, WTAF’ın kurucu üyesi olduğu gibi Macaristan ve Moğolistan’ın ciddi iki organizasyonu ile de güç birliği yapıyordu. Akabinde ver elini Peç şehri…

image052 image054

Kilise ve müze olarak kullanılan Gazi Hüsrev Paşa Camisi’ne ücret alındığı için girmeyi reddettik. Burada bir saat kadar kalıp  Mohaç’a  doğru yola koyulduk.

Mohaç Ovası devasa bir ova olup savaş adını ovanın kuzeyinde bulunan küçük kasabadan almış. 1976 yılına kadar kimse savaşın tam yerini bilmiyormuş. 1964 yılından itibaren başlatılan ve uydu fotoğrafları ile desteklenen bir çalışma ile nihayet on iki yıl sonra sonuca ulaşılmış. O yıl içinde 1700 iskeletin bulunduğu iki büyük toplu mezar keşfedilmiş. İskeletlerin yanlarında bulunan para, metal aksesuarlardan bunların Macar askerlerine ait olduğu anlaşılmış. Ama diğer bütün çalışmaya rağmen ne geriye kalan Macar askerlerine ne de Türk askerlerine ait bir bulguya rastlanılmamış. Bu nedenle müze yetkilileri Türk araştırmacılarının da buraya gelip çalışmalarını arzu ettiklerini bildirdiler. İyi de biz daha Malazgirt’i bile araştırmamıştık ki!

image056 image058

Soldaki resim toplu mezarın bulunduğu alana ait. Sağdaki ise toplu mezardan. Doğrusu buradan etkilenmemek mümkün değil. Allah bizlere göstermesin. Tek bir savaşta ülkenin bütün ordusu imha olmuş ve ülke Osmanlı ile Habsburglar arasında paylaşılmış. Macarlar 1526 dan 1995 e kadar işgal altında kalmış.

image060 image062

Müzenin alt katında bizlere savaşın anlatıldığı Türkçe bir animasyon gösterisi yapıldı. Daha sonra da bir Macar papazın o zaman yazmış olduğu bir kitaptan savaş anlatıldı. Sonra da müze görevlisi neden yenildiklerini modeller üzerinde anlattı. Türk zırhları daha iyiymiş. Anladığım kadarıyla Macarlar şu sebepten yenilmişlerdi;

1)    60.000 kişilik Osmanlı ordusuna 30.000 kişiyle saldırmışlardı. Genç kıral Lajos bazı Macar beylerinin Osmanlının ana unsurları gelmeden öncü birliklerine saldırmaları fikrini kabul etmiş ve takviyeler gelmeden saldırdılar. Oysa gördükleri azap askeriydi ve ordu onları sadece Macarları kışkırtmak için yollamıştı.
2)    Macarlar savunma savaşı yerine hücum etmeyi tercih edince getirdikleri 80 topu hiç kullanamadılar.
3)    Ağır zırhlı Macar süvarisi azapları ve hafif zırhlı Osmanlı askerini bozup çekilmeye zorladı. Ama aslında Osmanlı süvarisi topçulara ve tüfekli yeniçerilere doğru çekiliyordu bunu fark etmediler.
4)    Macar zırhları kesici delici aletlere karşı çok etkili olmasına rağmen 70 kilogram geliyor süvarinin hareketini kısıtlıyordu. Üstelik bu ağır zırhlar top ve tüfek ateşi altında işe yaramadılar.
Benim anladıklarım bunlardı. Sevdiğimiz Macarların yenilmesine üzüldük ki bu da biz Türklerin daima zayıf tarafı tutmak özelliğinden olsa gerekti. Kuvvetli taraf biz de olsak tutmuyorduk. Bu ne yaman çelişkiydi anne!
Gezi bittiğinde Pali Posta bizi toplayıp bir küçük şaman ritüeli yaptı. Sonrası sarılmalar kucaklaşmalar “gene gelecek ben” faslıydı. Sonrası malum. Herkes evine sağ salim döndü.
SON